Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

YAVAŞ KAN DOLAŞIMI – YAVAŞ NABIZ ÖMRÜ UZATIYOR

Kalbimiz günlük ortalama 100.000 defa atıyor. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre; nabzın yüksek olması insanoğlunun bu en güçlü kaslarının sağlığını doğrudan etkiliyor. Yani kalp ne kadar hızlı atarsa, kalp krizi riski o kadar artıyor.
Devamı…

TIRNAK MANTARI – ÖNEMSİZ DEYİP GEÇMEYİN!

İlk önce ayak tırnağının rengi sarıya yada kahverengiye dönüşür, daha sonra tırnak
tabakası yavaş yavaş kalınlaşmaya başlar.Bunlar; mantar hastalığının bariz belirtileridir.
Siz siz olun, bu dereceye kadar gelmesine sakın izin vermeyin. Çünkü, tırnak
mantarı hastalığı yalnızca estetik bir problem değildir, öyle ki, tırnağı tamamen parçalayabilir
bile.
Devamı…

UYKU BOZUKLUKLARINI TANIYIN VE DOĞRU TEDAVİ UYGULAYIN

Öyle görünüyor ki, sağlıklı ve düzenli uykuya artık ender rastlanıyor.
Alman’ların yaklaşık yüzde 40’ı uykuyla ilgili problemlerden
şikâyetçi, yaklaşık yüzde 10’u ya da 15’i de tedavisi olmayan uyku
bozukluğu yaşıyor. Bu rahatsızlıkların altında neden olarak stres
ve endişe yatıyor, hatta bu rahatsızlıkların bazı alışkanlıklardan
kaynaklanması da ender rastlanan bir durum değil: Monoton hayatla
birlikte ‘’içimizdeki saat’’ e karşı çıkıyoruz.
Devamı…

ÖZGÜR BİR HAYAT İÇİN ŞEKER HASTALIĞINI DAHA İYİ TANIYIN

Şekeriniz var! Bir anda insan kendini bilinmeyen bir dünyaya gönderilmiş
birisi gibi hisseder: Kan şekerini ölçmek için aletler, haplar, İnsülin kalemleri
ve iğneleri, belgeler, perhizler ve ekmek dilimlerini saymak. Bunun
yanı sıra diyabet yönetimi artık hiçte zor değil. Diyabetin teşhisinde en
önemli şey iyi bir talimdir, yani hem doktorunuzun desteği hem de iyi bir
özgür idaredir. Hamburg Wansbek’te diyabet merkezinde diyabetolog ve
genel tıp uzmanı olan Dr. Jörg von Hübbenet diyagnoz diyabetin neye
bağlı olduğunu anlatıyor.

Şimdi benim hayatımı hastalığımmı yönetecek?

Hastalığın hayatı ne kadar çok etkileyeceği, hastanın ve doktorun
birlikte hareket etmelerine bağlıdır. Kan şekeri özümlemesi
ne kadar iyi yapılırsa, geç beliren hasarların yada komplikasyonların
ortaya çıkma şansı da o kadar düşüktür.


Kan şekerini düzenli olarak ölçtürmekne kadar önemlidir?
Kan şekeri yüksekliği fark edilemez. Bu yüzden kan şekerini
ölçtürmek önemlidir. Tip 2 diyabetlerde ölçmek, tepki kontrolü
olarak yardımcı olur. Ölçme sıklığı ise terapi rejimine göre
uyarlanır. Kan şekeri, haftada yaklaşık olarak dört kez, uyandıktan
sonra heyecansızken ve öğle yemeklerinden iki saat sonra
kontrol edilmelidir. Ayrıca, ölçmek bazı özel durumlardan, örneğin
spordan sonra da işe yarar. Böylelikle kişi, belli başlı bazı
faktörlerin kan şekerine nasıl etki yaptığını daha iyi anlayabilir.

Diyabet günlüğü neden tavsiye edilir?
Şeker hastalığı olanlar kan şekeri değerini ölçmeyi, şeker hastalığını
anlamayı öğrenmelidirler. Bunlara hastalığa etki eden faktörleri
bilmek de dahildir: Öfke, hormonlar, yılın bazı zamanları –
bunların hepsi bu değerleri etkileyebilir. Şeker hastalığının sağı
solu belli olmayabilir. Diyabet günlüğü bu açıdan yardımcı olur.
Bu sayede kan şekeri değeri ve buna etki eden, sportif hareketler,
stres, hastalık, ilaçlar ve beslenme gibi faktörler belgelenmiş
olurlar. Bu, doktor değerleri kontrol edip kötü değerleri eleştirsin
diye değildir. Daha çok hastalığa maruz kalanlar niye özellikle
bir gün, örneğin spor nedeniyle, bu değerler iyidir kendileri anlasınlar
diyedir. Bu, sağlığa olumlu etki eden bir motivasyondur.
Biz muayenehanemizde Mediaspects firmasının ürünü olan Diabass
Software’ini öneriyoruz. Bir çok yan aleti ile birlikte oldukça
uygun olan bu cihaz, değerlendirme için bir çok imkan sunuyor.

Şimdi besin birimlerini mi dikkate almalıyım?
Besin birimleri, diyabetiklerin, bu sayede karbonhidrat değerini
tahmin edebildikleri, esas alınan değerlerdir. Elbette bunlar,
besinlerin içerisinde ne kadar yağ saklandığı konusunda
bir şey söyleyemiyorlar. Daha iyi yönlendirmeyi bir besin maddesinin
Glyx değeri sunmaktadır. Glyx; yazılı hali ile Glisemik
indeks anlamına gelir. Bunun anlamı, belli bir besini yedikten
sonra kan şekerinin hızla artış göstermesidir. Örneğin; beyaz
undan yapılmış bir ekmek kan şekerini ve buna bağlı olarak
İnsülin salımını çavdar ekmeğinden daha fazla arttırır. Nişastalı
besinler, sindirim sırasında ilk önce küçük şeker parçalarına
ayrıldığından bu bir avantajdır. İnsüline daha sonra, hemen
ve yüksek dozlarda ihtiyaç duyulmayacaktır. Maalesef bu Glyx
tablosu yüzde yüz başarılı olmuyor. Çünkü önerilen bazı besinler
bu sistemden sonra kötü bir izlenim bırakıyorlar.

Diyabetikler her şeyi yiyebilirler mi?
Aslında evet. Burada belirleyici olan yiyeceğin miktarı ve kalitesidir.
Yiyeceğin yağlı doku oluşturmaması gerekmektedir.
Şeker,ekmek,makarna şeklinde tükettiğimiz karbonhidratlar,
kan dolaşımına glikoz olarak, çok hızlı bir şekilde ulaşıyor,bu
“kan şekeri” de beyine ve kaslara enerji sağlıyor. Şüphesiz
ki,yalnızca kandaki şeker miktarı çok dar sınırlarda duracaktır.
Kandaki şeker miktarı, beslenmede karbonhidrat alımıyla üst
seviyeye ulaşırsa, İnsülin devreye girer ve bu fazlalığı karaciğerde
veya kaslarda glikojen olarak depolar. Ancak bu glikojen
depolanması 100 gramla sınırlıdır. Bunun üzerine bu fazla
karbonhidratlar İnsülin yoluyla yağ hücrelerine depolanacaktır.
Bu da böyle bir kısır döngü oluşturur işte.

Diyabetikler için hangi spor uygundur?
Şeker hastalığı yüzünden yapılamayacak olan hiçbir spor türü
yoktur. Hasta olan kişi sadece hangi sporun kan şekeri değerine
nasıl etki ettiğini bilmelidir.

Diyabet “eğitimi”nde neler olur?
Bu eğitim sizi diyabet konusunda bilgilendirir ve bu hastalıkta
hangi hedeflere ulaşılması gerektiğini anlatır: örneğin; kan
şekeri düşüşü, dolaylı zararlardan kaçınma, yaşam tarzının değiştirilmesi.
Aslında söz konusu olan, kendi tutumunuzun değiştirilmesidir.
Diyabetikler kurban rolünden çıkmalıdırlar. Bu
eğitimin amacı, sizlere başarma hissi ve isteği kazandırmaktır.
Doktor ve hastalar kendilerini motive etmeliler ve spor yapınca
sakatlanan bel rahatsızlığı gibi bahaneleri yok saymalıdırlar.
Bizim muayenehanemizde her sabah kan şekeri ölçülecektir.
Hastalar yarım saat dışarıda gezinmelidirler ve daha
sonra değerlerini kontrol ettirmelidirler. Bu sayede kan şekeri
değerlerinin fazlaca düştüğünü göreceklerdir. Bu bilgi bir hafta
sonra davranış değişikliğine neden olacaktır ve gezintinin
bu faydası hastanın günlüğüne işlenecektir. Kısacası: Doktor
tavsiyede bulunur, hasta kendi karar verir.

“Eğitim” yeterli midir?
Bir defalık eğitim hiçbir şeye yetmez. Birçok kez uygulanmalıdır.
En ideali her üç ayda birdir. 7’den 9 aya kadar yaşam biçiminde
değişiklikler olduğunu ve 16 ay sonra da bu değişikliklerin
iyice yerleştiğini biliyoruz. Yılda bir kez de, diyabetiklerin deneyimlerini
konuşmak üzere bilgi tazeleme kursu yapılmalıdır.

Diyabetikler hangi sıklıktadoktora gitmelidirler?
Tip 1 diyabetikleri reçeteleri göstermek ve ayaklarını kontrol
ettirmek için yılda bir kez doktora gitmelidirler ve tabi ki bir
sıkıntıları olduğu zaman . Tip 2 diyabetikler şikayetleri varsa
her üç ayda bir, yoksa 6 ayda bir doktora yada diyabetoloğa
görünmelidir. Önemli olan kilonuzun, tansiyonunuzun, şekerinizin,
idrarınızın ve ayaklarınızın sinirlerinize zarar verip vermediğini
kontrol ettirmektir. Yılda bir kez gözleriniz ve kolesterol
değerleriniz de kontrol edilmelidir.
Devamı…

PORTAKAL – BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN EGZERSİZİ

Kış, narenciye mevsimi. Bu da iyi birşey: portakalın etli olan kısmın 100 gramı
aşağı yukarı 50 miligram C vitamini ihtiva ediyor. C vitamini, soğuk mevsimde
gribal enfeksiyonlara karşı tavsiye edilen bir koruma. Bunun ötesinde bu sıcak
ülke meyvesi bir sürü diğer vitamin içeriyor: E vitamini, B1 ve B2 vitamini,
niyasin, B6 vitamini ve bioflavonları. Bu sağlıklı kokteyl, bağışıklılık sistemini
düzeltmenin yanısıra vücuda zehirden temizlenmesine destek oluyur.
Devamı…

HOKKABAZLIK, ÜÇ BOYUTLU HAYAL GÜCÜNÜ KUVVETLENDİRİR

Nerede hareket orada bereket. Bu sözün bedensel
ve duygusal bir geçerliliği var. Abstraksiyon
ve matematiksel anlayış için önemli olan spor
ve beceri oyunlar ayrıca üç boyutlu hayal gücünü
kuvvetlendirir. Regensburg üniversite sporbilim
bölümünün bir araştırması bunu onaylamakta.
Regensburg’lu araştırıcılar, yetişkinler
ve çocuklar (8-14 yaş) arasında yaptıkları
araştırmada hokkabazlığın beynin tepki gücünü
– yani nesnelerin döndürülmüş durumunu
hayal etme kabiliyetini - nasıl etkilediğini inceledi.
Sonucu: Üç aydan sonra, hokkabazlık
antrenmanını yapan test kişilerinin üç boyutlu
bilişsel kabiliyetleri bir test grubuyla kıyasla
net şekilde gelişmişti. Dolayısıyla beceri sporunun
çocukların okuldaki başarısını olumlu
şekilde etkileyeceğinden hareket edilebilir.
Devamı…

RENK KÖRLÜĞÜ AĞIRLIKLI OLARAK ERKEKLERDE OLUYOR

En çok rastlanan renk görme bozuklukları
doğuştan bozukluklardır ve ağırlıklı olarak
erkeklerde görünür. Erkeklerin yüzde
8’inde bu tür bozukluklar varken kadınların
sadece yüzde 0,4’ünde var. Yeşil renk görme
bozukluğu en yaygın (bütün hastaların yüzde
ellisi). Bundan sonra yeşil renk körlüğü (% 25),
kırmızı renk körlüğü (% 15) ve kırmızı renk
görme bozukluğu geliyor.
Devamı…

CEVİZ – BESLEYECİ BİR GÜÇLENDİRİCİ

Birtakım bilimsel araştırmalar, ceviz tüketimin kalp sağlığına
olumlu etkisini tespit etmiştir. Çok enerji veren cevizler, kolesterolu azaltan ve kalbi güçlendiren protein ile doymamış yağ asitleri
içeriyor. Cevizin sadece 50 gramı, bir yetişkinin günlük omega-3
yağ asidi gereksinimi karşılar.
Devamı…

DOĞRU BESLENME KALP KRİZİ ÖNLEYEBİLİR

Şunu herkes biliyor: Meyve ve sebse
sağlıklıdır. Neden acaba? Çünkü meyve
ve sebze metabolizma için vazgeçilemez
bir sürü mineral ve vitamin icermekte.
Folik asit olarak daha çok tanınan
B9 vitamini, zararlı ara ürün homosisteini
azaltma kabiliyeti sayesinde metabolizmada
büyük bir role sahip. Damarların
iç hücre tabakasına zarar veren homosistein,
protein metabolizmasının bir
ürünüdür. Bu yüzden tromboz riskini
yükseltiği sanılır. Damarların kapanması
çoğu zaman inme veya kalp krizine yol
açabilir. Dolaysıyla vücudun homosistein
fazlasını en hızlı şekilde etkisiz hale
getirmesi gerekir. B6 ve B12 vitamini
işbirliğinde folik asit bu hücre zehirini zarar
vermeyen maddelere böler. Yapılan
araştırmalara göre, ağır kalp dolaşım
sisteminin hastalıklarının oluşumun riski
günde 0,5 gram folik asit alınmasıyla
en az yüzde 18 oranında azalır.
Folik asidi ıspanak, brokoli, kuru yemiş,
süt ve öğütülmemiş ürünler içermekte.
Folik asidin suda çözüldüğüne ve sıcağa
dayanıklı olmadığına dikkat etmek gerekir.
Demek ki yemek pişirirken neredeyse
tamamen bozuluyor. Bunu önlemek
için mümkün olduğu kadar folik asidi çok
olan pişmemiş bitkisel yiyecekler yenmeli.
Ancak, folik asidi çok olan yemeklerden
günde yaklaşık 700 gram yemek gerekir.
Almanlar ise günde 250 gramı bile
aşmaz. Beslenmeye ilave olarak eczanede
satılan folik asit ilaçları özellikle dengesiz
yemek yiyenler için faydalı olabilir. Folik
asit ilaçları çoğu zaman vücudun ihtiyaç
olduğu diğer vitamin veya mineraller
içeren bileşim olarak satılır.
Devamı…

KAS İSKELET HASTALIKLARI (KİH) ÇOK YAYGIN

Alman vatandaşları şimdiye kadar
hiç bir zaman bu kadar gergin,
kramplı ve ağırlı olmamıştı
ve bu şikayetlerden kaynaklanan
sonuçlar hiç bu kadar
ağır değildi. Kısaltması KİH olan
kas iskelet hastalıkları gitikçe
artıyor. Özellikle sırt, ense ve
omuz ağrıları bir halk hastalığı
haline gelmekte.
105 hasta üzerinde yapılan aktüel
bir araştırmaya göre, kininsülfat
tedavisinin gece baldır
kaslarının kasılmasının yanısıra
sırt ve ense bölgesindeki kasların
ağır gerilemesine güvenilir etkisi
tespit edilmiş durumda. 14 gün
boyunca hastalar, her gün kinin
içeren Limptar N test ilaçının iki
tabletı (reçetesiz, eczane) aldılar.
Sonra, sırttaki ağrının hareket ve
hareketsizlik durumunda önemli
derecede azaldığını kaydettiler.
Ayrıca, çok defa KİH’nin bir belirti
olan ağır kas krampları (özellikle
baldır kasların kasılması) önemli
bir azalma gösterdi. Doktorlar,
kininsülfatin etkileyici gücün
dışında ilaçın iyi tolere edildiğini
tespit ettiler.
Devamı…

SİNDİRİM BOZUKLUĞUNDA YARDIM

Enginar, sindirim bozukluğu, fazla doyma
hissi ve yüksek kolesterolda olumlu etkisi için
tanınır. Taze enginardan yapılın yeni geliştirilen
Hepacyn (film kaplı tablet, eczaneden reçetesiz
alınabilir) şimdi daha etkili. Taze enginar, bütün
yetken yelpazesi ile karaciğer ve safranın
metabolizmasını daha etkili bir şekilde teşvik
eder. Ayrıca yağ sindirimi canlandırılır ve vücut
zehirlerden temizlenir.
Devamı…

YÜKSEK TANSİYON

İş yerindeki stres, calışanların tansiyonunu
yükseltebilir. Fazla kilolu olma ve hareketsizliğin
yanısıra stres, tansiyonun üçüncü önemli risk
faktörüdür. Hastaların daha sık spor yapması, kilo
vermeleri ve stres atma yöntemleri öğrenmesi
tavsiye edilir. Tansiyonu düşürmek için, eczanede
satılan ve Cactus grandiflorus Rauvolfia, Glonoinum
ve Ökseotu’dan oluşan Homeo-orthim gibi
homeopatik bir ilaç alınabilir.
Devamı…

İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ – MODERN TANISI VE TEDAVİSİ

Yapılan araştırmalara göre 50 yaşını aşan erkeklerin yüze 30-40 oranında prostat büyümesi
var. Sonuç olarak idrarın akım güçünde bir azalma görülür ve hasta ani idrar yapma gereksimi yaşar. Geceler, sık idrar yapma probleminden dolayı kabusa dönüşüyor. Wiebaden Asklepios Paulinen
Kliniğe bağli üroloji ve androloji merkezinin başhekimi Dr. Karl-Heinz von Kellenbach, “Doğru
tedavi uygulanarak bütün iyi huylu prostat büyümesi olan erkeklere yardım edilebilir. ” dedi.

Ürolog ilk olarak hastanın kişisel şikayetlerini ayrıntılı
şekilde kaydediyor. Tanıda özellikle yararlı olan semptom
ve yaşam kalitesi üzerinde veri toplayan IPSS (International
Prostate-Symptom Score) soru kağıdından faydalanıyor.
Dr. von Kellenbach, “İdrar problemi ve uyku bozukluğu gibi
yaşam kalitesini etkileyen şikayetlere yönelik hazırlanmış
soru kağıdı hastalara bekleme odasında doldurmak üzere verilir”
şeklinde konuştu.
Hastayla görüştükten sonra gerekli olan tahliler (kan tahlili, idrar
tahlili) üzerinde karar verilecek. Dr. von Kellenbach, “Bir çok
durumda doktorla görüşmeden önce doktor yardımcısı, hastanın
kan örneğini alır. Bunun faydası az ve çoğu kez zaten edinmiş
olan tahlil sonuçlarını onaylamaktan başka bir yararı yok.
” diye konuştu. Dolayısıyla, bütün yapılmış olan tahlillerin sonuçları
doktor görüşmesinde yanında getirmeyi tavsiye ediyor.
Danışılan kişi ürolog
Doktor ilk olarak yoklayarak tepki, duyarlılık, böbrek etrafının
ve mesanenin baskı ağrısını, kasık fıtığı olup olmadığını, üreme
organını, sonbağırsağı ve prostatı muayne eder. Dr. Kellenbach
“Prostat, parmakla sonbağırsak üzerinden kolayca yoklanabilir.
Bu muayeneye rektal muayene diyoruz. ” diye konuştu.
Prostatın büyüklüğü ve yapısı tam olarak ultrason muayenesi
ile iyi tespit edilebilir. Muayene çerçevesinde bir ultrason sondası
sonbarsağa sokuluyor. Ultrason yöntemiyle ayrıca idrarladıktan
sonra mesanede geri kalan idrarın miktarı ispat edilebilir.
Sağlıklı olanlarda bu miktar 20 ila 30 mililitreyi aşmaz.
İdrar akımında bir azalma olup olmadığını kaydetmek için önemli
ve yapılması kolay olan üroflowmetri muayene yöntemi var. Hasta, idrar akımını ölçen özel bir huniye idrarlar. İdrar akımı
saniyede 15 milititreden fazlaysa normal olarak sayılıyor.
Eğer 15’ten azsa, bu obstrüksiyonun bir işaretidir.
Dr. von Kellenbach, “Hastalanma kötü huylu olmamasından
emin olmak için, rektal muayeneye ek olarak bir PSA (prostat
spesifik antijen) testi yapılması gerekir. PSA’nın bir sene içinde
yüzde yirmiden fazla artması kötü huylu bir hastalanmanın
işareti olabilir. Doktor bu durumu daha fazla incelemeli. ” dedi.
Kötü huylu olup olmadığını bir iğne biopsisi saptar. Bu biopsi
çecevesinde ince bir iğneyle sonbağırsak üzerinden prostattan
bir doku örneği alınır. Prostat iltihabı da uygun diagnoztikle
ekarte edilmeli.
Klasik ve cerrahi terapi var
„İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde bir aşama modeli
uygulanır. ” diyen Dr. von Kellenbach, “ancak tüm klasik tedavileri
etkili olmazsa ameliyat sözkonusu olur. ”
Dr. von Kellenbach’a göre „klasik terapide saw palmetto veya
ısırgan otu kökü ekstraktı gibi bir sürü bitkisel ilaç kullanılır.
Selektif alfa blokörleri uygulayarak da iyi sonuçlara varıyoruz.
İltihap giderici non steroidal antienflamatuar ilaçların da
çok hayırlı bir etkisi var. Bakteriyel yan iltihaplarda antibiyotik
ile tedavi edilir. ”
Bir ameliyat vazgeçilmezse, ürolog birkaç ameliyat yönteminden
seçebilir. Şimdiye kadar büyüme, karın kesisi yapılarak ya
da elektrik enükleasiyon yöntemi ile uzaklaştırılmıştı. Tıbbi
lazer tekniğinde bir yenilik olan “Green Light Laser” (yeşil ışık
lazeri) sayesinde iyi huylu büyümeler daha özenli ve hiç kan
kaybı olmadan çıkartılabilir. Dr. von Kellenbach “Artık pıhtıönler
kullanan hastalar da problemsiz ameliyat olabilir” ifadesinde
bulundu.
Bu yeni yöntem ile yüksek güçlü bir lazer kamera yardımıyla
idrar yolundan prostata kadar sokulur. Lazer, büyümüş olan
prostat dokusunu dakik bir şekilde buharlaştırır. Ameliyattan
sonran idrar akımı doğal durumuna dönüyor. Lazerin kan
kesici özelliğinden dolayı genellikle idrar sondası kullanması
ameliyat sonrasındaki birkaç saatlere sınırlı. Hasta, ameliyat
24 ile 36 saatten sonra taburcu olur. Geleneksel yöntemlerle
kıyasla lazer yönteminin cinsel fonksiyonuna etkilemesinin
riski çok düşük.
“Green Light Laser yöntemi ABD kenti Rochester’deki dünyaca
ünlü Mayo Clinic tarafından geliştirilmişti ve bugün ABD’de iyi
huylu prostat büyümesi tedavisinde standart olarak uygulanır.
Avrupa’da da gittikçe popüler olmakta. ” sözünü ekleyen Dr.
von Kellenbach, bu yöntemi başarıyla Wiesbaden’deki “Asklepios
Paulinen Klinik”e getirdi.
İnternetteki www.asklepios.com/Wiesbaden/ sayfasına girerek
veya 0611 / 847 - 24 80 telefon numarasını çevirerek daha
geniş bilgiye ulaşılabilir. Dr. von Kellenbach gayet iyi Türkçe
konuşuyor.

Ürolog neler bilmek istiyor?
Ürologla görüsmeniz için su
soruları cevaplamaya hazır olun:

• Ne zamandan beri şikaketiniz var?
• İdrar yaparken acı var mı?
• Başka rahatsızlıklara karşı antidepresan,
idrar söktürücü veya tansiyon düşürücü gibi ilaç kullanıyor
musunuz?
• İdrarınızın rengi değişti mi?
• Cinsel bölgede duyusal bozukluk var mı?
• Böbrek fonksiyon tahlili veya PSA
(prostat spesifik antijen) testi sonuçları
gibi laboratuvar bulgularınız var mı?
Devamı…

AĞRI VEREN HAREKETLER – KAS VE EKLEM ȘİKAYETLERİ

Hareket organların ağrı vermesi, insanlık var olduğundan beri bir problem
oluşturuyor. Kafesotunun ağrıyı dindiren etkisi çoktan keşfedilmiştir. Ağır kemik
yaralanması gibi durumarda bile şifalı ve ağrı dindiren etkisi sayesinde lakabı kısa
zamanda “kemik şifası” olmuştur.


İster kas veya eklem ağrısı ister kas gerilemesi,
sıyrık veya hematom olsun, bütün bu durumların
paylaştığı bir tarafı var: hareket etmek işkence
gibi ağrı veriyor. Çok sayıda yapılan araştırmalar,
kafesotunun içerdiği doğal etkenlerin ağrı dindiren
ve yara ilileştiren efektif bir etki gösterdiğini
onaylamış durumda. Özellikle akut burkulmalar
gibi ağrılı yaralanmalarda bu terapinin etkililiği
ispatlanmıştır. Prag üniversitesinde 200 hasta üzerine
yeni yapılan bir araştırmanın sonucu, travma
kafesotu merhemi (kullanılan merhem: Traumaplant,
reçetesiz eczaneden alınabilir) ağrılı olan ayak bileği
burkulması durumlarında çok çabuk etki gösterdiğini
kaydetmiştir. Hastalanan eklemin hareket kabiliyeti
de çok çabuk iyileşiyor. Dolayısıyla hastalar, eklemi
çok daha erken kullanabilir.
Modern bilim, etkiyi onaylamakta
Travma kafesotu merhemi, gerekli olan miktarda cilde
sürüldüğü ve ovarak yedirildiği zaman, çok ağır
ve kronikleşmiş omuz, sırt, ense ve eklem ağrılarında
çabuk ve efektif bir etki gösterir. Traumaplant, göze
çarpan ağrı dindiren, iltihap ile şişme giderici ve şifalı
etkisi sayesinde “Bundesverband Deutscher Apotheker”
(Alman Eczanecilerin Federal Derneği) tarafından
resmi olarak “Schmerzsalbe des Jahres 2009”
(2009 yılının ağrı merhemi) olarak ödüllendirmişti.
Bir temsili ankete göre, bir sürü klinik testi yapılan
bitkisel ilaç Almanya’daki eczanelerde en çok tavsiye
edilen ağrı merhemi olarak geçiyor. Bu, hiç şüpesiz
merhemin dört yaştan itibaren çocuklar için de
uygun olduğundan kaynaklanıyor. Anababalar için
bu iyi bir haber.
Devamı…

KIZILCIĞIN GÜCÜYLE MESANE İLTİHABINA KARŞI

Birçok kadına belirtileri yabancı gelmiyor: sık sık idrar yapma zorluğu var ama yanma ve acı
eşliğinde birkaç damladan fazla olmuyur – bunlar mesane iltihabının net belirtileri. Bu problemin hemen giderilmesi gerekiyor. Ancak iltihap bir daha olmasın diye neler yapmak gerek?


Mesane iltihabı birçok kadınlar için büyük bir problem
oluşturuyor çünkü bir kere olduktan sonra tekrar olma
olasılığı çok büyük. Çok kez vücut ısısının normalin
altına düşmesi bu hastalığa yol açıyor. Bağışıklık sistemi
zayıf düşer ve iltihabı sebepleyen mikroplara yeterince engel
olamıyor. Hastalanmaların yaklaşık yüzde 80’inde Escherichia
coli adlandırılan bir bağırsak mikrobu idrar yoluna girip
iltihaba yol açıyor. Böylelikle idrar yolu iltihabı kadınlarda sık
sık görülen bir hastalıktır çünkü idrar yolu kadınlarda hem erkeklere
göre çok daha kısa hem de anal böglesine daha yakın.
Fiziksel hijyendeki dikkatlsizlik ve cinsel birleşme sonucu olarak
bağırsak mikropları kadınlarda daha kolay mesaneye ulaşıp
çoğalabilirler. Tamamen iyileşmemiş enfeksiyonlar yeni iltihablara
yol açar. İstatistiksel olarak kadınların yüzde 11’inde her
sene bir idrar yolu enfeksiyonu oluyor.
Belirtileri, idrar yapma zorluğu, yanma, acı ve altkarında ağrıdır.
Az rastlanan durumlarda idrarda kan görülüyor. Mikroplar
böbrek havuzu iltihabına da yol açabileceği için hastanın hemen
doktora başvurması tavsiye ediliyor. İdrar yolu iltihapları
genelikle antibiyotik ilaçlarla tedavi edilir. Ancak bu tedavinin
olumsuz bir yanı da var: bir yandan antibiyotik ilaçlar mikroplara
karşı çok etkin. Öte yandan ise bağırsakta bulunan koli
mikropları vücut için çok önemli bir rol oynamaktadır. Kullanılan
ilaçların koli balterileri kısmen öldürdüğü için bağırsakta
istenmeyen mikrop ve mantarlar yayılabilir. Üstelik devamlı
olarak antibiyotik kullanan hastaların bu ilaca karşı bir dayanıklılığı
oluşabilir.
Cranberry – doğal bir alternatif
Hafif ve karmaşık olmayan tekrar tekrar oluşan mesane iltihaplarına
karşı herbolojide kullanılan bir ilaç var. Amerika’dan
gelen Cranberry olarak tanınan ve Avrupa’daki yaban mersininin
akrabası olan kızılcıklar artık idrar yolu enfeksiyonu tedavisinde
en çok kullanılan bitkisel ilaçtır. Kuzey Amerika’daki
kızılderılıler, “kırmızı altın” lakaplı bitkiyi çoktan beri ilaç ve besin
maddesi olarak takdir etmekte. Eski zamanlarda tecrübe
sonucu edinen bilgiler, bugün pek çok bilimsel araştırma ve
pratik uygulamalarda ispat edilmiş durumda. Kızılcığın içerdiği
antosyan grubuna ait olan renk maddesi, mokropların mesanenin
iç duvarına yapışmasını engeller. Ancak mikropların
vücudu idrarla terk etmesi için Cranberry ilacı kullananlar aynı
zamanda yeterinceye kadar su içmeleri gerekir. Mesane iltihabının
giderilmesi için günde en az iki litre su veya ot çayı
(ısırganotu ya da at kuyruğu çayı) içilmesi zaten tavsiye edilen
bir halk ilacıdır.
Cranberry tabletleri kolay alınabilir ve özellikle mesane iltihabı
sık sık olan kadınlar tarafından önleleyeci ilaç olarak kullanmanın
faydası var.
Cranberry ürünleri satın alırken kalitesine iyi dikkat etmek gerek!
En temiz ürünler organik tarımdan kaynaklanan ürünlerdir.
Yüksek kaliteli Cranberry ürünleri ayrıca resmi biyo damgasını
taşır ve proantosiyadinin içeriği bir standarda göre belirtilir. Örneğin
Preiselsan + C Bio veya Cranberry + C Bio (eczanede).
Devamı…

YÜKSEK TANSİYONU MUTLAKA TEDAVİ ETTİRİN

Birçok kişi yüksek tansiyonu olduğunu bilmiyor. Yüksek tansiyon uzun süre fark edilmiyor, çünkü
ilk başta hiçbir şikayete neden olmuyor. Ancak, tedavi edilmezse kan damarlarına zarar veriyor
ve başka hastalıklara neden olabiliyor. Münster Üniversitesi damar sertliği enstitüsünde, damar
uzmanı doktor Horst Robenek, okuyucuların en önemli sorularını cevaplandırıyor.

Doktor bugün tansiyonum u 123/82 mmHg olarak ölçtü. Bu iki değer ne anlama gelmektedir?
İlk değer sistolik yani büyük tansiyon değeridir. Kalp henüz
pompalama yaptığında damarlarda ortaya çıkar. İkinci değer
ise, diyastolik yani küçük tansiyon değeridir. Küçük tansiyon,
iki kalp atışı arasında yani kalp karıncığının gevşediği sırada
ölçülür. Ayrıca sizin değerleriniz normaldir, çünkü ideal tansiyon
ölçüsü 120/80 mmHg’dir. Eğer ölçü 140/90 mmHg civarında
ise rahatlıkla yüksek tansiyonunuz vardır denilebilir. Ama
130-139 ‘dan 85-89 mmHg ‘ye kadar olan değerler damarlarınıza
zarar verebilir, öyle ki doktorunuzla sonraki işlemler hakkında
konuşmak zorunda kalırsınız.

Tansiyonum çok yüksek fakat buna rağmen ben sık sık kahve içiyorum. Bu bana zarar verebilir mi?
Sabahları ve öğleden sonraları bir bardak kahveye karşı çıkılamaz.
Sadece kahveyi büyük ölçülerde içmemelisiniz.

Yüksek tansiyon terapimi kendim desteklemek istiyorum. Bunu nasılgerçekleştirebilirim?
Çok önemli: Hareket edin. En güzeli düzenli olarak yürüyüş, bisiklete
binme yada yüzme gibi sporları yapmanızdır. Fakat emin
olmak için öncesinde doktorunuzla konuşunuz. Ayrıca düzenli
ve dengeli beslenmeye dikkat etmelisiniz: Bol bol sebze, meyve
ve salata yiyin. Fasulye, çavdar ekmeği, makarna, süt ürünleri ve
yaklaşık haftada iki kez balık tüketin. Yağlı ve tuzlu yiyecekleri
azaltın. Tereyağı ve domuz yağı gibi hayvansal yağlar yerine
bitkisel yağlar ve margarinler kullanın. Buna ek olarak günde
en az bir buçuk litre su ama en çok bir bardak şarap yada bira
içmelisiniz. Ve sigara kullanıyorsanız, sigarayı mutlaka bırakın.

Yüksek tansiyonun böbreklere zarar verdiği doğru mu?
Evet, çünkü yüksek tansiyon, sadece kalp krizi ve felç gibi bir
dizi hastalığa değil, aynı zamanda böbreklerin işlevini kaybetmesine
de neden oluyor. Bunun anlamı, böbreklerin süzme
sistemleri zarar görüyorlar ve artık düzgün çalışamaz hale
geliyorlar ve arıtma işlevleri de aynı şekilde. En kötüsü de en
sonunda tamamen iflas ediyorlar. Eğer yüksek tansiyonlarını
zamanında teşhis edip tedavi edebilselerdi,birçok diyaliz hastası
bu kötü kaderden kurtulabilirdi.

Kendi tansiyonumu kendim ölçmek istiyorum. Bunu en iyinasıl yapabilirim?
Önemli olan şey, değerlerinizi birbirleriyle karşılaştırabilesiniz
diye, tansiyonunuzu belli saatlerde ölçmenizdir. Tansiyonunuzu
her gün, sabah bir kez ve akşam bir kez ölçünüz. Kendinizi beş
dakika önceden dinlendirin. Değerlerinizi her zaman aynı koldan
ölçün ve ölçüm esnasında mümkün olduğunca az hareket edin.
Ölçüm aleti ölçüm sırasında kalp hizasında olmalıdır. Püf noktası:
Değerlerinizi kayda geçirin ve doktora gittiğinizde bunu da yanınızda
götürün. Tedaviniz için çok önemli ip uçları verebilirsiniz.

Eşim tansiyon düşürücü ilaç kullanıyor, fakat o günden beri kendini çok güçsüz hissediyor ve o ilaçları bırakmak istiyor. Ne önerirsiniz?
Hiçbir durumda o ilaçları bırakmasın, çünkü tansiyonu tekrar
artabilir ve kalp krizi yada felç riski söz konusu olabilir. Bunun
yerine, doktoruyla bu ilacın yan etkileri hakkında konuşabilir.
Belki doktor, eşinizi daha az etkileyen başka bir ilaç yazabilir.

Tansiyonumu belirlemek istiyorum. Fakat oğlum bir kerelik ölçmenin işe yaramayacağını söylüyor. Haklı mı?
Evet, örneğin bazı hastalar, ilk ölçmede yüksek değerler elde
ederler, çünkü doktorun yanında heyecanlanırlar. Değerleri
normaldir aslında. Mesleki dilde buna “beyaz önlük tansiyonu”
denir. Bu gibi durumlarda doktor yaklaşık 15 dakika sonra ikinci
bir ölçüm yapmalıdır. Eğer yüksek tansiyon ölçümünde şüpheler
oluşursa, hasta uzun süreli ölçüm aleti alır ve 24 saat boyunca
her 15 dakikada bir tansiyonunu ölçer. Böylelikle doktor
güvenilir bir sonuca ulaşır ve eğer gerekliyse bir terapi başlatır.

Benim tansiyonum aslında normal. Fakat stres yaptığım zamanlarda hemen yükseliyor. Buna ilişkin bir şey yapabilir miyim?
İlk olarak stresin önüne geçmelisiniz, örneğin bir kerede çok
fazla başarmanız gereken işlerden uzak durun. Ayrıca, kendinize
daha sık sakinlik yaratın, akşamları temiz havada yürüyüşe
çıkmak, güzel bir kitap okumak yada hafif müzik dinlemek
gibi. Yoga ve antrenman gibi rahatlama tekniklerini düzenli
olarak yapmanız daha da etkili olacaktır. Ve doktorunuzla konuşup,
yüksek tansiyona meyilli olup olmadığınız konusunu
açıklığa kavuşturun.

Sınıf sistolik diyastolik

En uygun  < 120 < 80
Normal <130 <85
Yüksek-normal  130 – 139   85 – 89
Hafif tansiyon yüksekligi 140 – 159   90 – 99
Orta yüksek  160 – 179   100 – 109
Yüksek tansiyon  > 180    > 110
Devamı…

YOĞURT ÇİÇEĞİ

YOĞURT ÇİÇEĞİ (Anthemis altissima L. )
Çiçekler 12 - 15 mm çapında hemen hemen yalnız dil biçimindeki çiçeklerden oluşmuş, beyaz renkli, çiçek tablası yarım küre biçiminde ve içi doludur. Özel, kuvvetli kokulu ve acı lezzetlidir. Bileşiminde uçucu yağ, müsilaj ve rezin bulunur .

Yoğurt çiçeğinin halk arasında mide ağrısı ve ülsere karşı kullanıldığı söylenmiştir. Ayrıca çiçeklenme geçerken toplanıp kurutulduktan sonra kaynatılıp bir ölçeğinin su dolu bir leğene eklenip ayakların içinde bekletildiği ve bu yöntemin kaşıntıya karşı kullanıldığı ifade edilmiştir .
Devamı…

SOĞAN

Allium cepa L.
60 - 100 cm. yükseklikte soğanlı ve otsu bir bitkidir. Yapraklar boru
biçiminde, içi boş, mavimsi yeşil renktedir. Bileşiminde karbonhidratlar, yağ,
organik asitler, vitaminler ( A, B, C ) ve alliin türevleri bulunur 11.
Kozan yöresinde yapılan görüşmelerde soğanın ülsere karşı pişirilip
yendiği söylenmiştir 19.
Dioskorides soğanın iştah açıcı ve suyunun balla karıştırılıp görme
azlığına karşı kullanıldığından bahsetmiştir. Fazla yenmesi baş ağrıtır ve
diüretiktir
Devamı…

GÜL HATMİ

Alcea rosea
Temmuz - Ağustos aylarında pembemsi beyaz renkli çiçekler açan, 50 -
150 cm. yüksekliğinde, çok senelik otsu bir bitkidir. Sulak çayırlar ve dere
kenarlarında bulunur. Gövdeleri dik ve tüylüdür. Yaprakları saplı ve çok
tüylüdür. Çiçekler dalların ucundaki yaprakların koltuğunda tek tek veya gruplar
halinde bulunur 8. Herba fazla miktarda müsilaj taşır. Ayrıca nişasta, sakkaroz,
galaktoz, pektin ve tanen bulunur 9.
Kozan bölgesinde yapılan görüşmelerde gülhatminin nezle ve gribe karşı
kullanıldığı ifade edilmiştir 11.
Dioskorides gülhatminin yenmesinin mide için kötü olmasına rağmen
özellikle bağırsak ve mesane için iyi olduğunu belirmiştir. Kökleriyle birlikte
yapılan çorbası her tür zehirlenmeye iyi gelir, fakat onu içenler ardından
kusmalıdır
Devamı…

PROPOLİS VE PROPOLİSİN FAYDALARI

Propolis, kara mum ya da arı reçinesi olarak da bilinir,
300’den fazla fitokimyasal madde ihtiva eder.
Bir arı kovanında 50 bin – 80 bin arı ve bir o kadar
da yavru bulunur.
Bu kalabalığa ve mikropların üremesi için uygun bir ortam
hazırlayan kovan içi sıcaklığı ve rutubetine rağmen arılar
kolayca hastalanmadan yaşarlar. Bunu bitkilerden topladıkları
ve sindirim salgıları ile karıştırarak hazırladıkları yapışkan reçinemsi maddeyle yaparlar.
Propolis olarak da bilinen bu madde %30 balmumu, %55 reçin
ve balsam, %10 eterik yağ, %5 polenin yanı sıra, magnezyum,
kalsiyum, iyot, sodyum, potasyum, bakır, çinko, demir mineralleriyle
B1, B2, B6, C ve E vitaminlerini ihtiva eder.
İçerdiği zengin ve etkili bu maddeler propolise antibakteriyel,
antiviral, antioksidan, bağışıklık sistemini düzenleyici, kansere
karşı koruyucu ve ağrı kesici özellikler kazandırır.

Propolisin Faydaları
● Enfeksiyon ve romatizmal rahatsızlıklara karşı faydalıdır.
Propolisin antienflumatuvar özelliğinden dolayı iç ve
orta kulak enfeksiyonlarında, aseptik nekroz, verem, ülser,
kolit gibi iltihabi hastalıklarla, romatizmal hastalıklarda
yararlı olduğu gözlenmiştir.
● Bağışıklık sistemi üzerine etkileri: propolisin en çok
araştırılan ve yaygın olarak kabul edilen özelliği bağışıklığı
arttırıcı özelliğidir. İçerdiği bioflavonoid’in ektisiyle
güçlü bir antiviral özelliğe sahiptir. Propolis antioksidan
özelliğinden dolayı kanserlerin oluşumuna karşı önleyici
etkiye sahiptir.
● Sindirim rahatsızlıklarına karşı faydalıdır. Bağırsak
paraziti şikayeti olan 138 hastaya %10-20’lik propolis
ekstraktı uygulanmış ve antiparaziter özelliği gözlenmiştir.
Ülsere karşı faydalı olduğu fakat Crohn hastalığına
etkili olmadığı tespit edilmiştir.
● Yara tedavisi ve doku yenilenmesinde faydalıdır. Propolisin
yara ve yanıkların iyileşmesinde %80 etkili olduğu
gözlenmiştir.
● Soğuk algınlığı, herpes virüs infeksiyonları, diş eti hastalıklarında
da yararlı olduğu gözlenmiştir.
Önemli Uyarı: Hamile bayanların ve 12 yaşın altındaki
çocukların propolis kullanmaları sakıncalıdır.
Kullanım Şekli: Günde 1 veya 2 kapsül propolis kullanılması
tavsiye edilmektedir.
Devamı…

ISIRGAN OTU FAYDALARI VE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Birinci yüzyılda Yunan hekimler Dioskorides ve
Galen ısırganotu yapraklarının diüretik ve laksatif
özellikte olduğunu ve astım, akciğer iltihabı gibi
hastalıkların tedavisinde kullanıldığını rapor
etmişlerdir. Buna benzer olarak ısırganotu hemen her
ülkede halk hekimliğinde kullanılmaktadır. Isırganotu
yaprakları ve tohumlarının tek başına ya da diğer
bitkilerle birlikte diyabet, ekzema, hemoroit, karaciğer
iltihaplanması, anemi, romatizma ve prostat kanseri
gibi hastalıkların tedavisinde kullanıldığı
bilinmektedir (Konrad ve ark., 2000; Leporatti ve
Corradi, 2001; Miraldi ve ark., 2001; Petlevski ve
ark., 2001). Bitkinin analjezik ve ağrı kesici (Yongna
ve ark., 2005), antimikrobiyal (Gülçin ve ark. 2004;
Uzun ve ark., 2004), antibakteriyel (Aksu ve Kaya,
2004), tansiyon düşürücü ve antidiyabetik (Newall ve
ark., 1996; Ziyyat ve ark., 1997; Bnouham ve ark.
2003; Farzami ve ark., 2003), kardiyovasküler (Testai
ve ark., 2002), diüretik (Tahri ve ark.,2000),
antiemflammatuar (mafsal ağrılarını giderici) (Randall
ve ark., 1999) ve antiromatizmal (Riehemann ve ark.,
1999) etkilerini bildiren pek çok araştırma mevcuttur.
Bitki ülkemizde de halk hekimliğinde yaygın bir
şekilde kullanılmaktadır. Nitekim Şimşek ve ark
(2004), Türkiye genelinde yürüttükleri etnobotanik bir
çalışma ile ısırganotunun halk arasında kullanım
amaçlarını kanser, böbrek rahatsızlığı, solunum yolları
rahatsızlığı ve öksürük tedavisi, saç dökülmelerini
önleme, nefes darlığı, felç, tansiyon, mide ağrısı,
romatizma, mantar enfeksiyonları, kemik erimesi,
egzama, kadın hastalıkları, hipertansiyon, böbrek taşı
düşürme ve hazmı kolaylaştırma şeklinde
tanımlamışlardır. Gülçin ve Ezer (2004)’de
ısırganotunun halk arasında hemoroit tedavisinde
yaygın bir şekilde kullanıldığını bildirmişlerdir.
Benzer şekilde Koç (2002)’ nin bildirdiğine göre
bitkinin haşlanan kök sapları kalbin
kuvvetlenmesinde, sirkeli tentürü saç büyümesi ve
kepeğe karşı kullanılmaktadır. Ayrıca tohumları ezilip
yoğurt ile karıştırılarak şeker hastalığına karşı
kullanılmakta; zeytinyağında yaprakların bekletilmesi
ile elde edilen tıbbi yağ da haricen kullanılmaktadır.
Yine tohumlarından ise idrar söktürücü, müshil, ateş
ve bağırsak parazitlerini düşürücü olarak
faydalanılmaktadır.
Ancak bitkinin yanlış kullanımı sağlık açısından
sakıncalı olabilmektedir. Örneğin, Çalışkaner ve ark.
(2004)’ ün bildirdiğine göre, mafsal ağrılarını
gidermek maksadıyla taze ısırganotu (U. urens)
yaprağını dilinin üzerine koyup emmek suretiyle
tatbik eden bir bayan hastanın dilinde ve boğazında
şiddetli ödemler meydana gelmiştir. Bu yüzden
bitkinin tedavi maksadıyla kullanımı için mutlaka bir
hekime danışılmalıdır.
Devamı…

SAFRAN BİTKİSİ ETKİ VE KULLANIM ALANLARI

Bir gramı kendi ağırlığının 100.000 katı sıvıyı renklendirebilen zâferân,
bileşimindeki maddelerle doğal bir koku ve renk verici olarak gıda, boya, tekstil ve ıtriyat
sanayisinde kullanılmaktadır. Türk mutfak kültürünün de en eski baharatlarından biridir.
Osmanlı döneminden beri zerde, aşure, lokum vb. tatlıların malzemeleri arasındadır.
Zâferânın en köklü kullanım alanlarından biri de tıptır. Eski tıbba göre sıcak/kuru
bitkilerdendir ve tarçın gibi o da yumuşaklığı sebebiyle farklı pek çok rahatsızlığa iyi gelir.
Vücuda zindelik ve ferahlık verir. Uykuyu düzenler, sinir sistemini yatıştırır/uyarır, hafakanı
önler ve neşelendirir. Yelleri dağıtır, kalp çarpıntılarını giderir. Ter ve idrar atımını
hızlandırarak zayıflatır. İştah kesici ve mîdevîdir. Hazmı kolaylaştırıcı ve kas gevşeticidir.
Tıkanıklıkları açar, kaşıntıyı keser, astım ve öksürüğü tedavi eder. Kulak ağrısını geçirir;
çiğnendiğinde diş etlerini, sürme gibi sürüldüğünde gözleri kuvvetlendirir. Fazla miktarlarda
alınırsa baş ağrısına, şarapla birlikte içilirse baygınlığa sebep olur. Koklansa dahi erkeklerde
afrodizyak özelliği gösterir. Kadınlarda ise bilinen en eski adet söktürücü, düzenleyici ve ağrı
gidericilerden biridir. Frengi ilaçlarının terkibinde muhakkak bulundurulur. Modern tıpta
uygun görülmemekle birlikte eskiden hamileliklerde de yaygınca kullanılır. Belli oranlarda
içilen zâferân doğumun vaktinde gerçekleşmesine, hamile kadının boynuna asılan zâferân
macunu da kolaylıkla doğurmasına yardımcı olur. Toz veya macun halinde ya da
sulandırılmış şekilde alınan zâferân, kimi zaman da acı badem yağı, kereviz suyu, papatya
tozu, güherçile, pelin, bal vb. ile birlikte ilaç terkiplerine katılır. 16. yüzyılın hekim
şairlerinden Nidâî, Dürr-i Manzûm adlı tıp eserinde devâ-i misk mâcûnu, hükemâ helvası,
kabız-ishal ilaçları ve tiryâk hazırlanırken kullanılacak bitkiler arasında zâferânı da sayar.
Devamı…

KUŞ OTU YEMEKLERİ

STELLARİA MEDİA ( KUŞ OTU, SERÇE DİLİ, SERÇE YÜREĞİ, DOLAŞTIK, KUŞ AYAĞI, TAVUK OTU)

DOLAŞIK BÖREĞİ (İlker DAMAR, Edirne, 1996)

MALZEMELER: 1 kg serçe dili, 250 gr peynir, 1 fincan pirinç, 5 adet yufka, 2 yumurta, 300 gr yoğurt, yeteri kadar yağ ve tuz.

HAZIRLANIŞI: Serçe dili yıkanarak ince ince doğranır. İçine önceden hazırladığımız şişirilmiş pirinç ve peynir ilave edilir. Daha sonra tepsi hafif yağlanarak yufkalar dizilmeye başlanır. Aralarına hazırlamış olduğumuz iç konur. Üzerine de çırpılmış yumurtalar ve yoğurt karışımı sürülerek fırına verilir (Tarif: F. TOPÇU).

KUŞ OTU SALATASI (Ahmet Faruk DEMİR, Tokat, 1997)

MALZEMELER: 300–400 gr çiçeksiz bitki, 250 gr haşlanmış patates, 1 bağ yeşil soğan, 1 demet maydanoz, 1 adet limon, 1 tatlı kaşığı karabiber, yeterince yağ ve tuz.

HAZIRLANIŞI: Toplanan bitki bol su ile yıkanır. Bir kaba 2 litre kadar su konularak bunun içine 3–4 çorba kaşığı tuz atılır ve yıkanan bitki diğer işlemler sırasında bu su içinde bekletilir. Haşlanan patatesler geniş ağızlı bir rendeden geçirilir. Bunun üzerine yeşil soğan ve maydanoz ince ince kıyılır, karabiber ve tuzu atılır. En son serçe dili bitkisi alınarak süzülür o da ince ince doğranıp üzerine limon sıkılır, hafif karıştırılıp servis yapılır (Tarif: Sudiye KARA).

SERÇE DİLİ KATMERİ (Musa YANAR, Manavgat-Antalya, 1995)

MALZEMELER: 400 gr serçe dili, 400 gr çökelek veya peynir, 4 yufka, 2 yumurta, yeteri kadar tereyağı ve tuz.

HAZIRLANIŞI: Serçe dili ince şekilde doğranır, çökelek ve tuzla karıştırılır. Önceden hazırlanmış yufkanın iç yüzeyine tereyağı sürülür. Hazırlanan karışım yufkanın dörtte birinin üzerine yayılır. Onun üzerine çırpılmış yumurta eklenir ve yufkanın bir tarafı kapatılır ve tekrar karışım ve tereyağı eklenir ve tamamen kapatılır. Genişçe bir tava alınır içerisine tereyağı konulur. Hazırlanan yufka tavaya yerleştirilir. Yufkanın içerisindekiler pişinceye kadar kısık ateşte tutulduktan sonra diğer tarafı çevrilir. Bu işlemler diğer üç yufka içinde tekrarlanır (Tarif: Rahime YANAR).

TARA TUR (Suham AYDIN, Samandağ-Hatay, 1996)

MALZEMELER: 250 gr bitki, 1 baş sarımsak, 2 limon, 2 yemek kaşığı tahin, yeteri kadar tuz.

HAZIRLANIŞI: Yıkanarak ince ince kıyılmış bitki geniş bir kaba konur. İnce kıyılmış sarımsak ve limon suyu bitki üzerine eklenir. Bunların üzerine tahin eklenerek r. Birbirleriyle bütünleşinceye kadar karıştırılır. Yeteri kadar tuz eklenerek servis yapılır. İstenirse ekmek üzerine sürülerek servis yapılır (Tarif: Zekiye GÜLBOL).

SERÇE DİLİ SALATASI (Sultan TOPUK, Gaziantep, 1996)

MALZEMELER: 500 gr genç dönemde toplanmış serçe dili, 1 adet domates, 1 adet salatalık, 1 küçük soğan, 2 yemek kaşığı sıvı yağ, limon, biber ve yeterince tuz.

HAZIRLANIŞI: Bitki temizlenir ve doğranır. Bir kaba alınır. Domates, salatalık ve soğan ince ince doğranır ve karıştırılır. Yeterince tuz, limon, biber ve yağ eklenir. Yemeğin yanında servis yapılır (Tarif: Ayşe TOPUK).
Devamı…

ŞİFALI BİTKİLERİN SALATA OLARAK KULLANILMASI

Esas olarak bütün yabani formdaki bitkiler hoş koku, tat ve sağlıklı oluşları bakımından bahçede yetiştirilen sebze ve salatalardan çok farklıdır. Bunları kullanırken acılıklarını ve yabanilikten gelen tatlarını değiştirmek için bazı işlemler yapılması gerekir.
Salata için kullanılacak aslan dişi (Taraxacum officinale), sinir otu (Plantago lanceolata), karahindiba (Cichorium intybus), yabani marul (Lactuca serriola)gibi bitkiler kısa bir süre ılık suya konur ve sonra soğuk su ile yıkanır. Yabancı otlarla yapılan salatalar servis yapılmadan 30 dakika kadar önce yağı, sirkesi ve tuzu veya önceden hazırlanmış salata sosu ile iyice karıştırılır. Bu işlem salatanın tadını ve sert olan yapraklarını belli ölçüde yumuşatır.
İyi hazırlanmış sos salatanın tadını yükseltir. Bu soslar yoğurt ve kaymakla da yapılır.
Örneğin: İngeborg Karsten Özer’den(ev hanımı) birkaç tarif verelim
1-1/4 litre yoğurt + 2 çorba kaşığı limon suyu +1 tatlı kaşığı şeker ve yeteri kadar tuz bir kap içerisinde iyice çalkalandıktan sonra hazırlanan salatanın üstüne dökülür.
2- ¼ litre yoğurt + 1 çorba kaşığı hardal ve bir çorba kaşığı kurutulmuş dereotu veya 4–5 taze dereotu doğranarak iyice karıştırılır. Bu karışım hazırlanan salataya ilave edilerek tekrar karıştırılır.
3- Maydanoz, yeşil soğan, dereotu ve reyhan aynı miktarda kıyılıp karıştırılır. İyi pişmiş 2 adet yumurta doğrandıktan sonra bu karışıma konur. Karışıma 1/8 litre sıvı yağ, 2 çorba kaşığı sirke (limon veya nar ekşisi), biraz şeker ve yeteri kadar tuz eklenir ve iyice karıştırılarak hazırlanan salataya ilave edilir.
4 –Maydanoz, dereotu ve reyhan aynı miktarda kıyılıp karıştırılır. Küçük 1 kuru soğan, 4 kapari ve 4 adet küçük salatalık turşusu da iyice doğranarak ot karışımına ilave edilir. Bunları üzerine 1/8 litre sıvı yağ, 3 çorba kaşığı sirke, tuz ve karabiber ilave edilerek salata ile iyice karıştırılır.
Devamı…

ŞİFALI BİTKİLER NASIL KULLANILIR

Aslandiş :SalataSebze,Çay ,Tıbbi Bitki,Boya,Şurup
At kuyruğu :Tıbbi Bitki
Ayı sarımsağı :Salata,Baharat,Sebze,Sirke +Yağ,
Ballı baba :SalataSebze,Tıbbi Bitki
Çoban çantası :SalataSebze,Çay ,Tıbbi Bitki
Çuha çiçeği :Salata,Baharat,Sirke +Yağ,Tıbbi Bitki
Ebegömeci :SalataSebze,Çay ,Tıbbi Bitki
Ekşi tırfıl :Baharat,
Isırgan :Salata,Baharat,Sebze,Çay ,Tıbbi Bitki,Boya
Kantaron :Sirke +Yağ,Çay ,Tıbbi Bitki,Boya
Karahindiba :Salata,Çay ,Tıbbi Bitki
Kekik :Baharat,Sirke +Yağ,Çay ,Tıbbi Bitki
Koyun gözü :Salata,Baharat,Sebze,Tıbbi Bitki
Kuzu kulağı :Salata,Baharat,Sebze,Tıbbi Bitki
Mercanköşk-Güveyi otu :Baharat,Sirke +Yağ,Tıbbi Bitki
Nane:Baharat,Sirke +Yağ,Likör Çay ,Jöle ,Tıbbi Bitki
Öksürük otu :Sebze,Çay ,Tıbbi Bitki,Şurup
Papatya :Çay ,Tıbbi Bitki,Boya
Serçe dili :Salata,Baharat,Sebze,Tıbbi Bitki
Sinir otu :Salata,Baharat,Çay ,Tıbbi Bitki,Şurup
Su teresi :Salata,Baharat,Tıbbi Bitki
Devamı…

ŞİFALI BİTKİLERİN TOPLANMA ZAMANI VE TOPLANACAK BİTKİ ORGANLARI

Civanperçemi  : Çiçeklenme döneminde, çiçek, yaprak ve sapı 
Horozibiği  : Genç devrede çiçeklenme öncesi, yaprak ve saplar 
Tarla farekulağı  : Çiçekleri 
Adi sığırdili  : Sapa kalkmadan önce, yapraklar 
Dereotu  : Çiçeklenme öncesi, yapraklar 
Su baldıranı  : Çiçeklenme öncesi, yaprak ve saplar 
Pelin  : Yaprak ve sapları 
Yılanyastığı  : Çiçeklenme öncesi yaprakları 
Kara pazı  : Çiçeklenme öncesi yaprak ve sapları 
Koyungözü  : Çiçek ve yaprakları 
Balık otu  : Çiçeklenme öncesi yapraklar 
Süpürge çalısı  : Yapraklar 
Kapari  : Çiçek tomurcukları, sürgün ve meyvesi 
Çobançantası  : Yaprakları 
Yabani tere  : Çiçeklenme öncesi yapraklar 
Peygamber çiçeğ : Çiçekleri 
Sirken  : Çiçeklenme öncesi yaprak ve sapları 
Karahindiba  : Sapa kalkmadan önce yapraklar, Temmuz- Ağustos da çiçekler, Mart-Mayıs da kökler 
Köy göçüren  : Sapa kalkmadan önce yapraklar 
Tarla sarmaşığı  : Çiçeklenme öncesi yapraklar 
Yabani havuç  : Sapa kalkmadan önce yapraklar 
Tarhana otu  : Sapa kalkmadan önce yapraklar 
Atkuyruğu  : Mayıs-Ağustos ayında yaprak- sap 
Arap saçı  : Yaprak ve tohumlar (Her devre) 
Hakiki şahtere  : Çiçeklenme öncesi yaprak ve saplar 
Yırtmaçlı yapraklı turnagagası  : Gençdevrede, sapa kalkmadan önce yapraklar 
Sarı kantaron  : Çiçeklenme döneminde 
Dikenli yabani marul  : Genç devrede 
Ballıbaba  : Genç devrede 
Yabani ebegümeci  : Yaprak, çiçek, kökler 
Hakiki papatya  : Çiçek tablaları 
Oğul otu, limon otu  : Çiçeklenme öncesi ve çiçeklenme devresi 
Su nanesi  : Çiçeklenme öncesi ve Çiçeklenme Devresi 
Unutma beni  : Genç devrede 
Su teresi  : Çiçeklenme devresi 
Boynuzlu ekşi tırfıl  : Çiçeklenme öncesi yapraklar 
Gelincik  : Genç devrede yapraklar 
Dar yapraklı sinir otu  : Genç devrede yapraklar 
Madımak  : Genç devrede yapraklar 
Semizotu  : Erken devrede yaprak ve saplar 
Yabani turp  : Genç devrede sapa kalkmadan önce yapraklar 
Kıvırcık labada  : Genç devrede, sapa kalkmada önce 
Adaçayı  : yaprak ve saplar 
Zühre tarağı  : Sapa kalkmadan önce yapraklar 
Yabani hardal  : Genç devrede ve çiçeklenme öncesi 
Bülbül otu  : Genç devrede 
Köpek üzümü  : Çiçeklenme öncesi 
Eşek marulu  : Genç devrede 
Serçe dili  : Toprak üstü organları 
Aslan diş : Çiçeklenme öncesi 
Tarla akça çiçeğ : Genç devrede 
Adi kekik  : Çiçek açmadan önce 
Çayır tekesakalı  : Genç devrede 
Öksürük otu  : Çiçeklenme devresinde ve genç yapraklar 
ısırgan otu  : Genç yapraklar, kökleri 
Adi yavşan otu  : Çiçeklenme devresinde 
Devamı…

YİYECEK OLARAK OTLARIN TOPLANMASI VE HAZIRLANMASI

Yiyecek olarak neler toplanmalıdır?
Bir yol kenarından, çayır ve meradan, ormandan daha doğrusu doğal ortamlardan toplanan otlar, işlenen, gübre, ilaç ve farklı sentetik maddelerin uygulandığı bağ, bahçe ve tarladan toplanan otlardan çok daha besleyici ve zengindir. Sebze ve salata için ilkbahardan kışa kadar yeşillikler bulunabildiği gibi, yazında hoş kokulu bitki ve tohumlar toplanabilir. Sağlıklı çaylar için bütün yıl yaprak, çiçek ve kök bulunabilir.
Birçok yabancı ot yılda iki defa toplanabilir. Örneğin; erken İlkbaharda aslan dişi (Taraxacum officinale), sivri yapraklı sinir otu (Plantago lenceolata) ve ısırgan (Urtica dioica) çayır,çit ve yol kenarlarında bulunabilir.Yazın çayırlar biçildikten sonra aynı bitkileri taze olarak tekrar bulunabilir.
Birçok bitkinin sadece yaprak ve çiçeği değil kökleri de kullanılır. Bunun en tanınmış örnekleri aslan dişi (Taraxacum officinale), karahindiba (Cichorium intybus) gibi. Yapraklarından sebze ve salata, çiçeklerinden jöle ve reçel, köklerinden de kahve yapılabilir. Yetiştiği alanlarda bu bitkiler köklenip çıkarılırsa bir daha bunlardan yararlanma olanağı bulunmaz.
Nerelerden toplanmalıdır?
Yenecek bütün otlar pratik olarak bağ, bahçe, tarla, çayır, mera, yol kenarları, su kenarları ve yetişmesine uygun her yerde bulunabilir. Yenecek bu otların her yerden toplanmaması gerekir. Örneğin; trafiğin yoğun olduğu yol çevrelerinden toplanmamalıdır. Arabaların ekzosundan çıkan gazda kurşun dâhil birçok zehirli maddeler bitkiler tarafından tutulmaktadır. Yine; araba tekerlerinin yapısında bulunan birçok kanserojen maddeler sürtünme sonunda etrafa dağılarak bitkilerce tutulmaktadır. Buralardan toplanan otlarla yapılacak yiyecekler mide ve karın ağrılarına sebep olduğu gibi, kansere kadar varan birçok hastalıklarında kaynağını oluştururlar.
Yeni gübrelenmiş bağ, bahçe, tarla, çayır ve mera dan da otlar toplanmamalıdır. Hatta bu şekilde gübrelenmiş meralar da hayvanların da 2–4 hafta otlatılmamaları gerekir. Unutulmamalıdır ki insan midesi koyun ve inek işkembesinden daha dayanıklı değildir. Kimyevi gübreler içerdikleri elementlerle bitki için yararlı olurken, insan ve hayvanlar için bu haliyle zehir oluştururlar. Çiftlik gübresinin oluşturduğu koku ve başlangıçta nitriğin olumsuz etkisi sebebi ile uygulama yapılan yerlerden de başlangıçta ot toplanmamalıdır.
Zirai mücadele ilaçlarının kullanıldığı alanlardan da başlangıçta ot toplanmamalıdır. Uygulanan ilacın etkisinin tamamen ortadan kalktıktan sonra toplanmalıdır. Kullanılan ilaçların etkisi kısa veya uzun sürebilir. Burada, ilacın çeşidi, iklim şartları, toprağın yapısı, kültür bitkisinin türü ve diğer nedenler çok önemlidir. Sağlıklı yaşamak isteyen insan doğayı ve doğada olan olayları çok iyi bilmesi ve takip etmesi gerekir.
Fabrika çevresinden de ot toplanmamalıdır. Fabrika üretim artıkları birçok zehirli maddeleri içerebildiği gibi, fabrika dumanı da çevredeki otların zehirlenmesine sebep olabilir.
Tokat ilinde olduğu gibi şehir çöplerinin döküldüğü yeşil ırmak çevresine benzer yerlerden de ot toplanmamalıdır. Burada hem toprak, hem su ve hem de hava kirliliği sağlığı bozacak oranlarda yüksek olmaktadır. Bu çöpler ayrılmadan her türlü zehirli maddeleri içerdiği için sadece insan sağlığı için değil hayvan ve bitki sağlığı içinde olumsuz ortam oluşturmaktadır. Bitki ve hayvan yaşantısını olumsuz etkileyen etmenler insan sağlığını da tehlikeye düşüreceği unutulmamalıdır.
Bu anlatılanlar doğrultusunda okuyucular şu soruyu sorabilirler. Otları nereden, nasıl toplamalıyız? İlk önce bakkaldan, pazardan veya süper marketten sebze alır gibi doğrudan ot toplayamayız. İnsan biraz gözünü açarak doğayı tanımaya çalışmalı ve doğadaki olayları takip etmelidir. Zira bugün doğadan ne anladığımızı sorgulamak gerekiyor.
Esas olarak bağ, bahçe, tarla çayır ve meradan nasıl yararlanmamız gerekiyorsa, doğadan da aynı şekilde, hatta daha dikkatli yararlanmalıyız. İnsan kültür alanlarında üretim yaparken, üretime büyük katkılar sağlamaktadır. Hâlbuki doğada insanın topladığı otlara verdiği bir şey yokken, aldığı çok fazladır. Buda bu bitkilerin ve hatta yaban hayatının zamanla azalmasına ve o ortamdan kaybolmasına sebep olur. Doğada üretimine katkıda bulunmadan bir bitki ve hayvanın neslini o ortamdan yok edecek şekilde tüketme hakkı kimseye verilmemelidir.
Doğada gezinti yaparken, çiftçinin ne kullandığı gözlenmeli, hangi yolda trafiğin yoğun olduğu, toplanacak bitkilerin bulunduğu yerin topoğrafik durumu ve buna benzer durumlar takip edilmelidir. Gezinti esnasında hangi bitkiye nerede rastlanıldığı not edilmelidir. Ot toplanan yerde zirai mücadelenin yapılıp yapılmadığı bilinmelidir. Şüpheli yerlerden toplama yapılmamalıdır. Yoğun kokunun olduğu, yavaş akan su kenarlarından da otlar toplanmamalıdır. Sonuç olarak ot toplanan yerlerin kirlenmemiş, temiz alanlar olması gerekmektedir.
Kim ki gözünü açarak doğada gözlemini iyi yaparsa, sağlıklı ve temiz bitkileri toplayacak yeteri kadar yer bulabilir. Bu yerlerin iyi belirlenmesi toplamayı kolaylaştıracaktır. Toplarken de dikkatli davranmak gerekir. Zira aynı bitkiye daha sonrada ihtiyaç duyulacağı unutulmamalıdır.
Otlar doğada olduğu gibi, tarla, bağ, bahçe, çayır ve merada da bol miktarda bulunur. Yalınız, buralarda kullanılan zirai mücadele ilaçları, gübreler ve diğer kirleticilerin oluşturduğu olumsuzluklar iyi bilinmelidir.
Organik(doğal, biyolojik, ekolojik, sürdürülebilir) tarım olarak nitelenen ve her geçen gün uygulaması artan tarım alanlarından herhangi bir şüpheye kapılmadan rahatça otlar toplana bilinir. Çeşitli isimlerle adlandırılan bu tarım şekli, doğayı zararlandırmadan doğadan yararlanma sanatıdır. Diye tarif edilmelidir.
Nasıl Toplanmalıdır?
Doğada bitki toplarken en taze yaprak ve sürgün ile en baharatlı kısmı alınmalıdır. Hiç
bir katkımızın bulunmadığı bu doğa bahçesine bir misafir gibi dikkatli girmeli ve hareket etmelidir. Hiçbir zaman bitkinin bütünü alınmamalıdır. Eve giren hırsız gibi doğa zar arlandırılmamalıdır. En doğrusu bitkinin taze kullanılacak kısımları keskin bir bıçakla alınırken diğer kısımları zararlandırılmamalıdır. Yaprakları alınacak bitkilerin makasla sadece fazla zarar vermeden kullanılacak kısım alınmalıdır.
Doğada bitki toplayıcılar doğayı iyi tanımalı, hangi bitkiyi nasıl toplaması gerektiğini bilmelidir. Ülkemizde belirlenen 9500 tür bitkinin 3064 bini endemiktir. Yani dünyada sadece ülkemizde bulunmaktadır. Bu türlerin korunması insanlık görevidir. Tükenip yok oldu mu bir dünya mirası da geri gelmemek üzere kaybolup gidecektir. Gelecek nesillere o zaman bu bitkilerin ancak resim ve şekilleri gösterilir.
Ülkemizdeki endemik bitkilerin bir listesi çıkarılarak doğaya ilgi duyan herkese öğretilmelidir. Bu konuda özellikle sık sık televizyon programları düzenlenmelidir. Konunun uzmanları sadece ülkemizin bir zenginliği olan bu endemik bitkileri tanıtmalı ve önemi vurgulanmalıdır. Özellikle üniversitelerde bu bitkilere yönelik yayınlar teşvik edilmelidir. Toplum hizmetinde kar düşünülmez. Bunun karı zaman içerisinde toplumun kültür düzeyinin yükselmesi ile görülecektir.
Doğayı yaşanır hale getiren en temel unsur bitkidir. Bir yerden bitkiler uzaklaştırıldı mı orada o bitkiyle ilgili bütün canlılarda ortadan kaybolur. Bir yerin yaşanır olması üzerinde
taşıdığı bitkilerin çeşitliliği ve çokluğuna bağlıdır. Genellikle güzellik örneği olan cennet bu şekilde tarif edilir. Bunun içinde, bitkiyi tanımadan doğayı sevmek, sağlıklı yaşamak mümkün değildir. Bir yerde doğal yapı bozuldu mu o ortamda bulunan insanda dâhil bütün canlıların yaşantısı olumsuz etkilenmektedir.
Bitkilerin Hangi Kısımları Toplanmalıdır?
Genellikle bitkilerde belli bir kısım toplanır. Örneğin; papatyada çiçek, nanede yaprak, meyan otunda kök, kuşburnunda meyve, meşede kabuk, ketende tohum, keberde çiçek tomurcuğu toplanan organları oluşturur (18).
Ne Zaman Toplanmalıdır?
Toplayıcı, topladığı bitki kısımlarında etkili maddenin en yüksek olduğu zamana göre hareket etmelidir. Bu zaman çeşitli bitki türlerinde farklılık göstermektedir.
Genellikle kök ve kök parçalarının hasadı gıda maddesinin kökte en fazla biriktiği son baharda toplanır. Toplanan bu kök parçaları kurutulmadan önce yıkanarak topraktan arındırılır.
Yaprak hasadı yapılan bitkilerde toplama, çiçeklenme zamanında yapılmalıdır. Burada yapraklar tam olarak gelişmiş ve böceklerce yenmemiş olmalıdır. Yaprakları salata olarak kullanılan bitkiler günün her saatinde toplanabilir. Ancak, toplandıktan hemen sonra kullanılmalıdır.
Çiçeklerin toplanmasında her hangi bir öneri yapılmamışsa taç yaprakları dökülmeden kısa bir zaman önce toplanmalıdır. Bazı bitkilerdeki çiçekler aynı zamanda açmadığından belli aralıklarla toplanması yerinde olur. Aslan dişi (Taraxacum officinele), Koyun gözü (Bellis perennis), papatya (Matricaria chamomilla) öğleye doğru toplanmalıdır. Bu esnada hafif solmuş ve çiğ damlaları üzerinden buharlaşmıştır.
Meyvelerin toplanmasında ise tam olgunluğa erişmesi beklenir. Zira tam olgunlaşmamış veya fazla olgunlaşmış meyveler kurutma esnasında bozulabilir.
Kabuk ve tomurcukların toplanması genel olarak İlkbaharda yapılmaktadır. Özellikle yaprakları,,çiçekleri veya kendisi toplanan bitkiler yağışsız günlerde,özellikle çiğ kalktıktan sonra toplanmalıdır.
Bitkiler Neler İçerisine Toplanmalıdır?
Doğada bitki toplarken en uygunu sepettir. Toplanan bitki yerinde temizlenmeli, solmuş yapraklar atılmalıdır. Yaprak ve çiçekler sepet içerisine soldurulmadan konmalıdır. Sepetin altına nemlendirilmiş gazete konursa toplanan materyal uzun süre taze tutulabilir. Yaprak ve çiçekler aynı gün içerisinde kullanılmalıdır. Aksi halde, hem tatlarını hem de çiçeklerini kaybederler. Bu bitki kısımları 2–3 gün buzdolabının sebzelik kısmında
korunabilir. Toplanan bitkiler genelde taze olarak hazırlanmalıdır. Uzun süreli toplamalarda plastik torbalar uygun değildir. Bitkiler plastik torbada ezilebilir, terler ve kısa zamanda bozulurlar.
Devamı…

BANA NE YEDİĞİNİ SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM.

a-Meyve severler: Girişken; Genellikle girişken ve hassas olurlar. Çok arkadaşı olan bu kişiler, sanatsal yeteneklerini ön plana çıkarabilecekleri iş alanlarında çalışmayı tercih ederler.
b-Sebzeciler: Hırslı; canlı bir karaktere ve başarılı bir kariyere sahiptirler. Hırslı ve her konuda bilgili olan bu insanlar emeklerinin de karşılığını almayı bilirler. Mide ve baş ağrısı gibi problemlerden sakınmak için daha az tuz tüketmeleri gerekir.
c-Etoburlar: Bencil; çoğunlukla atılgan olan bu kişiler her zaman yükselmeyi amaçlar. Hayatta başarıyı yakalamalarına rağmen bencil yapıları nedeniyle uzun süreli ilişkilerde iyi bir arkadaş olma ihtimalleri düşüktür.
ç-Denizden babası çıksa yiyenler: Ketum ( ağzı sıkı) ;Genellikle sakin, sessiz insanlardır. Ancak balık severlerin ketumluğu, açık konuşamamaları genellikle kendilerinin zarar görmesine neden olur.
d-Baharata bayılanlar: Maceracı; çok hareketlidirler ve sürekli macera ararlar. En büyük problemleri bencilliktir. Baharat severler ayrıca aşk oyunlarının ve aldatmaların başkahramanlarıdır.
e-Yağlı yemek hayranları: Kariyerist ( Meslekte yükselme) ; şaşırtıcı bir biçimde çok hareketlidirler. Mesleklerinde üst noktalara ulaşırlar. Flört etmek ve karşısındakini etkilemek konusunda özel bir yetenekleri vardır.
Devamı…

HAVUCUN YARARLARI

• Havuç, düzenli olarak yenildiğinde, sigara içen kişileri de içermek üzere, bedenin akciğer kanserine yakalanma riskini en aza indirgemektedir.
• Kalbin dostu olan havuç, kandaki kolesterol düzeyini düşürmenin en kolay yoludur.
• Yapılan araştırmalar, havucun menenjit ve beyin iltihabı ile gebelikte düşüğe neden olan listerya adlı maddenin etkilerini yok ettiğini göstermiştir.
• Alzheimer hastalığına karşı önleyici, durdurucu ve tedavi edici olarak da bilinmektedir.
Devamı…

HAVUÇ ÇEŞİTLERİ

TURUNCU HAVUÇ: Bağışıklık sistemi ve göz sağlığı üzerinde etkilidir. Beta ve Alfa Karoten içerirler. Avrupa ve Orta Doğu menşelidir

SARI HAVUÇ: Göz sağlığı, akciğer ve diğer kanser çeşitlerine karşı koruyucu bir etkisi vardır. Ksantofil (sarı pigment) ve lutein içerirler. Orta Doğu menşelidir.

BEYAZ HAVUÇ: Sindirim sistemi üstünde düzenleyici etkisi vardır. Pigment içermezler. Afganistan, İran ve Pakistan menşelidir.

KIRMIZI HAVUÇ: Domates ve karpuzda da bulunan likopen maddesi içerir. Bu madde kas aşınımını, kalp rahatsızlıklarını ve özellikle prostat kanserini engeller. Kökeni Hindistan ve Çin’dir.

MOR HAVUÇ: İç tarafı genellikle turuncudur. Turuncu havuçlara nazaran daha çok beta karoten içerir. Güçlü bir antioksidandır ve kalp rahatsızlığı riskini azaltır. Kökeni Türkiye, Ortadoğu ve Uzakdoğu’dur.

SİYAH HAVUÇ: Anti bakteriyel ve anti fungisid özelliği vardır. Tohumundan elde edilen yağ, kaşıntıyı engeller ve saç çıkmasına yardımcı olur. Kökeni Türkiye, Ortadoğu ve Uzakdoğu’dur.
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ HALK TABABETİNDE KULLANIM ALANLARI

Mersin bitkisi yetiştiği yörelerde halk arasında
bir çok hastalıkta kullanılmaktadır.
Kan Durdurucu: Taze meyvesi kan tükürmeyi
keser. Sirke ile yaprağı karıştırılıp başa sürülse
burun kanamasını keser. Mide kanaması için suyu
şekerle karıştırılıp içilir.
Mide: Mideyi kuvvetlendirir. İshale karşı
mey vasi kullanılır. (Yaprakları kabızlık yapar).
Bulantı kusmaya da iyi gelir. Gaz şikayetini giderir.
Karın ağrılarında kullanılır. Yaprakları iştah
açıcıdır.
Kalp: Kalp çarpıntısında yaprakları kullanılır,
kalbi kuvvetlendirir. Hipertansiyonda yapraklarından
demlenen çayı kullanılır.
Şeker Hastalığı: Yaprakları suda bekletilip
hazırlanan sıvı kullanılır. Meyvaları ve yağı da
kullanılır.
Solunum Sistemi: Öksürük ve boğmacada
meyvaları yenilir. Yaprağının suyu üzüm suyu ile
birlikte içilirse balgam söktürücü etki gösterir.
Bronşitte kullanılır. Fazlaca alındığında solunum
sistemini tahriş eder.
Enfeksiyonlarda: Solunum sistemi enfeksiyonlarında,
idrar yolu enfeksiyonlarında, dizanteride,
dişeti iltipahlarında, çocuklardaki pamukçuk,
ağız iltihapları ve anjinde, farenjitte ve bel
soğukluğunda çeşitli şekillerde kullanılır.
Diş: Kuru yaprağı dövülüp diş diplerine sürülse
dişleri kuvvetlendirir.
Kulak Akıntısı: Suyu kulağa damlatılır.
Dermatolojik: Sıcak etkisiyle oluşan pişiklere
kuru yaprağı dövülüp ekilir. Cüzzam yarası suyu
ile yıkansa iyi gelir. Bakla suyu ile yoğurulan
yaprakları yüzdeki lekeleri giderir. Yaprağının
usaresi zeytinyağı veya gülyağı ile karıştırılarak
basura (hemoroid) sürülse iyi gelir.
Kozmetik: Vücuttan kaynaklanan kötü kokuları
gidermek için yaprakları yakılarak külü vücuda
sürülür. Dövülmüş yaprağı koltukaltındaki kötü
kokuyu giderir. Meyva suyu veya yaprağının
suyu içilirse çok terlemeyi engeller.
Saçları dökülenler mersinin yaprak ve meyvalarını
haşlayıp, balla karıştırarak başlarına sürseler
saçları yeniden çıkar. Saç ve sakalı çabuk
çıkarır. Yağı saça sürülse saçı siyahlaştırır. Saçlı
derideki kepek, sivilce ve çıbanları iyileştirir.
Meyvası baş bitini giderir. Meyvalarının ham olanı
saç dökülmesini önler.
Böbrekler: İdrar söktürücü olarak kullanılır.
Göz: Usaresi göze sürülse gözleri kuvvetlendirir
ve gözyaşını keser. Gözdeki şişliklerde yakı
olarak kullanılır. Kadınlar ince budaklan yakıp
rastık çekmek için kullanırlar. Yaprağının suyu
gözdeki beyaz ve sert fazlalığı (pterijium) giderir.
Özellikle karanlıkta görmeyi artınrır. (Fransa'da
Hava Harp Okulu'nda öğrencilerin tatlı ve reçellerine
mersin karıştırılır).
Kadınlardaki jinekolojik akıntılarda mersin
suyu bir küvete doldurulup içine oturulsa akıntıyı
giderir
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ ANTİKANSEROJEN AKTİVİTESİ

Mersin bitkisinin en belirgin özelliklerinden
birisinin antikanserojen aktivite olmasına rağmen
gerek folklorik tıpta gerekse laboratuvar çalışmalarında
üzerinde fazlaca durulmayan bir konu olması,
mersin bitkisinin hem halk tarafından hem
de bilim çevrelerinde fazla tanınmadığının açık
bir göstergesidir.
Bilindiği gibi günümüzde kullandığımız ilaçların
çoğu, genellikle doğal olarak bulunan prototip
maddelerin birtakım sentetik işlemlerle daha
uygun ve etkili hale getirilmesiyle elde edilmektedir.
Halen kullanılmakta olan sentetik işlemlerin
fonksiyonu bilindiğine göre yeni kemoterapötik
ajanların oluşturulmasında karşılaşılabilecek
en büyük sorun yeni prototip maddelerin bulunmasıdır.
Bu yeni prototip maddelerin de en
önemli kaynağı günümüzde 1.000.000'a yakın
türe sahip olan ve gün geçtikçe genişleyen bitkiler
alemidir.
Kanser ilaçlarındaki durum da bundan farklı
değildir ve yeni prototiplere şiddetle ihtiyaç vardır.
Bu yüzden mersin bitkisinin sahip olduğu
güçlü antikanserojen aktivite ile bu konuda yeni
bir ümit kaynağı olması muhtemeldir.
Bu konudaki çalışmalardan birinde, çeşitli
bitkilerin değişik ekstraktlarının AHH (Aril Hidrokarbon
Hidroksilaz) enzim aktivitesi ve 3HBenzo
(a) piren'in DNA'ya bağlanması üzerine
olan etkileri incelenmiş ve bu çalışmada mersin
bitkisine de yer verilmiştir. Deneyde yer alan 10
adet bitkinin distile su ile elde edilen ekstraktlarından
hiçbirisi etkili olamamıştır. Bunun yanında
organik solventlerle elde edilen ekstraktların
bir kısmı her iki aktiviteyi de belirli oranlarda inhibe
etmişlerdir. Mersin bitkisinin de butanolik
ekstraktı 2 mg'lık konsantrasyonda AHH aktivitesini
inhibe ederek saptanamayacak düzeye indirmiştir,
ayrıca 3H-B (a) P'nin inek timus
DNA' sına bağlanmasını da aynı dozlarda engellemiştir.
Bu çalışmada antikanserojen aktiviteye sahip
maddelerin suda çözünmediği ayrıca organik
solventlerle elde edilen ekstraktların etki güçlerinin
sırasıyla butanol, kloroform ve petrol eteri
ekstraktı şeklinde olduğu gözlenmiştir. Bu nbutanol'ün
diğer solventlerden daha polar olmasına
bağlı olabilir26.
Yine aynı araştırma gurubunca yapılan bir
başka araştırmada da mersin bitkisinin de içlerinde
olduğu 10 adet bitkinin etanolik ekstraktlarının
AHH enzim aktivitesine ve 3H-B (a) P'nin fare
karaciğer mikrozomal proteinine bağlanmasına
olan etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada mersin
bitkisinin diğer bitkilerden daha yüksek bir aktiviteye
sahip olduğu gözlenmiştir.
Mersin bitkisinin bu etkisi muhtemelen bol
miktarda flavonoid içermesine bağlı olabilir. Bunun
yanında antikanserojen aktiviteye sahip başka
maddeler de bu olayda söz sahibi olabilir
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ HEMOSTATİK (KAN DURDUCU) AKTİVİTESİ

Özellikle yapraklarında bulunan ellajik asitin
(benzoarik asit) hemostatik etkisi saptanmıştır.
M.S.S.: Mersinin santral depresant ve antikovülsant
etkileri de incelenmiştir. Meyvaları
uyarıcı etkinlik gösterir ve çok yendiğinde uykusuzluğa
neden olur.
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ ANTİHİPERTANSİF ETKİSİ

I.V. olarak verildiğinde hipotansiyona neden
olmaktadır. Ayrıca kalpteki atriumun kasılmasını
yavaşlatmaktadır. Her iki etki de önceden atropin-
sülfatverildiğindeoluşmamaktadır.
Antihipertansif etkinlik yapraklarında daha
fazladır.
G.İ.S.: Yaprakları midevidir, mideyi kuvvetlendirir.
İçerdiği mirtol maddesinin bu etkiye sahip
olduğu sanılmaktadır.
Diareyi de keser (meyvaları kullanılır)
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ HİPOGLİSEMİK AKTİVİTESİ

Eskiden beri halk arasında şeker hastalığında
kullanılan mersin bitkisinin bu etkisi deneysel
olarak ta ispatlanmıştır.
Ivorra ve arkadaşları tarafından 1989 yılında
gerçekleştirilen bir çalışmada mersinin hidroalkolik
ekstraktının, streptozotosinle farede oluşturulan
hipergliseminin akut fazını önlediği gösterilmiştir.
Burada ekstrat streptozotosinden 30
dakika önce 2 mg/kg dozda ve karın içine uygulanmıştır.
Ayrıca streptozotosinden
48 saat
sonra uygulandığında
hiperglisemiye azaltmış
ve bu etkisi doz
tekrarlandığı sürece devam
etmiştir. İlginç
olarak kan şeker düzeyi
normal olan deney
hayvanlarına karşı herhangi
bir etki gösterme-
miştir.
Bununla birlikte
başka bir çalışmada
mersinin alkolik ekstraktının
0.5 mg/kg
dozda ağızdan alınması
farelerde hiperglisemiye
yol açmıştır (burada
dozun düşük olması ve
ağızdan alınması etkili
olmuş olabilir).
Hipoglisemik etkisi
için mersin yağı Diabetes Mellitus'ta günde 10
damlakullamlır
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ ANTİMİKROBİYAL AKTİVİTESİ

Çeşitli mersin ekstraktlarının bazı bakteri ve
mantarlara karşı etkili olduğu bilinmektedir. Betatriketon
türevlerinin antibakteriyel etkisi saptanmıştır
20. Tanen, mirisetin, gallik asit türevleri ve
ellajik asit türevlerinin hem gram (-) hem de gram
(+) bakterilere karşı etkili olduğu bulunmuştur.
Başka bir çalışmada da uçucu yağının E. Coli,
P. aeruginosa ve Candida lipolytica'ya karşı
belirgin bir antibakteriyel aktivite gösterdiği gözlenmiştir.
Alkolik ekstraktında da antimikrobik
aktivite saptanmıştır. Ayrıca mersin yağının antifungal
etkisinin de olduğu bulunmuştur 21'22.
Antiseptik etkisi vardır.
Bu etkileri için solunum sistemi ve idrar yolları
hastalıklarında kapsül içinde verilir. Yağlı solüsyonları
İM kullanılır.
Devamı…

MERSİN BİTKİSİ

Bu inceleme diğer Akdeniz ülkelerinde olduğu
gibi bizim ülkemizde yaygın olarak bulunan
mersin bitkisi (Myrtus communis L.) hakkındadır
ve mersin bitkisi hakkında daha önce yayınlanan
çalışmaların bir özeti şeklindedir.
GİRİŞ
Akdeniz maki formasyonunun sık rastlanan,
önemli bir üyesi olan mersin bitkisi (Myrtus communis
L.) yurdumuzun hemen bütün kıyı bölgelerinde
yoğun kümeler halinde bulunur '. İçerdiği
uçucu yağlardan kaynaklanan hoş kokusuyla
halk arasında tanınan bir bitkidir.
Yıl boyunca yeşilliğini koruması çevresine
ayrı bir güzellik katmakta ve her zaman devam
eden bu tazeliği ve canlılığı ile adeta, kendisinden
yararlanmak isteyenlerin hizmetine yıl boyunca
hazır olduğunu ifade etmektedir.
TARİHÇESİ
Antik çağlardan beri bilinen mersin bitkisi
çeşitli toplumlar tarafından kullanılmış meşhur
bir bitkidir.
İbraniler'in "güzel kokulu bitki bahçeleri"
adını verdikleri çok miktarda baharat bitkisinin
doğal olarak yetiştiği verimli topraklara sahip vadilerinde
mersin bitkisi de bulunurdu. İbraniler
mersin ağacının yapraklarını çok kullanırlardı.
Antik Yunanistan'da mersin bitkisi mutfakta
veya tıpta kullanılmadan evvel Yunanlılar tarafından
mitolojik hikayelerini zenginleştirmede kullanılmıştır.
Yunanlılar mersini ;aşk, bereket ve güzellik
tanrıçası olarak kabul ettikleri afrodit'e
adamışlardır. Yunanlılar ağır yemeklerden sonra
sindirimi kolaylaştırmak amacıyla baharatlı şaraplar
içerlerdi; mersin bitkisinden yapılan şarap zayıf
midelere sağlık verilirdi.
Galyalılar mersin bitkisini baştacı etmişlerdir.
Nane, defne ve mersin dallarından yaptıkları
küçük çelenkleri taç şeklinde başlarına takarlardı

İslâm kültüründe de mersin ağacının önemli
bir yeri vardır. Nuh peygamberin büyük tufan sona
erdikten sonra gemiden inince önce mersin
ağacı diktiği rivayet edilmiştir. Ayrıca Adem Peygamberin
de cennetten üç şeyi yanına alarak dünyaya
indiği ve bunlardan birisinin dünya çiçeklerinin
seyyidi (iyisi, güzeli) olan mersin ağacı
olduğu rivayet edilmektedir (diğerleri buğday ve
hurmadır) Belki de taşıdığı bu manevi değerden
kaynaklanan bir anlayışın ürünü olarak, bazı
yörelerimizde mersinin taze dalları kabir ziyaretinde
kullanılmakta ayrıca yine bazı yerlerde vefat
eden kişinin yıkanacağı suya mersin yaprakları
atılmaktadır.

MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ


Myrtus communis L. bitkisi Myrtaceae familyasından
olup genellikle kısa boylu bazen de
1-3 m. olabilen ağaççıklardır.
Myrtaceae familyası yaklaşık 100 cins ve
3000 türü kapsayan büyük bir familyadır. Çoğunluğu
Güney Amerika ve Avustralya'nın tropikal
ve subtropikal bölgelerinde yetişir8. Yalnızca
Myrtus communis Akdeniz çevresinde yayılmıştır.
Akdeniz Havzasının tipik doğal bitkilerinden
olan mersin ülkemizde de Adana, Antalya, İçel,
Çanakkale, İstanbul, Zonguldak, Sinop, Ordu,
Trabzon, İzmir, Samsun, Muğla ve Hatay çevresinde
yaygındır.
Geniş bir ekolojik değişkenlik gösteren mersin
bitkisi farklı habitat (yetişme yeri-ortamı) şartlarında
gelişebilmektedir. Makiliklerin daima dominant
bir üyesidir. Ayrıca büyük bir üreme
kapasitesine sahip olduğu da bilinmektedir1.
Yavaş büyür ama uzun ömürlüdür; gövde
çevresi 100 yılda ancak bir metre olabilir.
Kış aylarında da yapraklarını dökmeyen yaz kış yeşil bir bitkidir.
Gövde ve dalları köşelidir. Kızıl renkli kabuğu
pul pul kalkar ve hoş bir kokuya sahiptir. Çok
sıkı ve ince dokulu olan odunu marangozculukta
ince işlerde kullanılır.
Gövde ve dalların üzerine çoğunlukla karşılıklı
nadiren de üçlü çevrel dizilmiş olan derimsi
sert yaprakları, tam kenarlı, kısa saplı, uzun oval
şekilli, uçları sivri, üzeri şeffaf noktacıklıdır. Bu
yapraklar aromatik bir kokuya sahiptir.
Meyvaları mavimtırak, morumsu siyah bir
renge sahip, az etli oval yalancı bir bakkadır.
Yaklaşık zeytin büyüklüğündedir. Tepesinde kaliks
bakiyesi (çanak yapraklan artığı) taşır. Meyvalarının
üzeri özellikle arıların bitkiyi tanımasını
sağlıyan (ve mersin bitkisine özel olmayıp bazı
diğer bitkilerde de olabilen) hafif bir mumsu tabaka
ile kaplıdır, bu da meyvaya mat bir görünüm
verir. Meyva çok tohumludur. Yenilebilen bu
meyvaların hoş, baharatlı bir tadı ve aromatik kokusu
vardır.
Güzel kokulu ve beyaz olan çiçekleri uzun
saplıdırlar. Yaprakların koltuklarında çiçekler tek
tek veya nadiren de iki tanesi birarada bulunur.
Bazen de şemsiyemsi salkım şeklindedirler. Çiçek
tablası, kadeh veya testi şeklindedir ve yumurtalığı
tamamen sarmıştır, bu da çiçeğe gösterişli
bir görüntü kazandırır. Çiçek beş parçalıdır
ve erkek organlar çoğunluktadır.
 KİMYASI
Çok çeşitli alanlarda kendisine kullanım alanı
bulmuş olan mersin bitkisi bunu içeriğinin zenginliğine
borçludur.
Mersin bitkisi hakkında yapılan çalışmaların
çoğu yapısında bulunan bileşikleri saptamak amacım
gütmüş, ve bitkinin etkileri daha az oranda
incelenmiştir. Araştırmacıların en çok dikkatini
çeken konulardan birisi mersin bitkisinin meşhur
uçucu yağıdır (Mersin Esansı; Oleum Myrti).
Yapraklarının yanında daha az oranda mey va
ve çiçeklerinden de elde edilebilen uçucu yağlar
çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Başlıcakullanım
alanları şöyle sıralanabilir: Parfümeride,
kolonya gibi şeylerde koku verici olarak, çeşitli
içeceklerde, şekerlemelerde, çeşni karışımlarında,
soslarda, dondurmada ve fırıncılık ürünlerinde
kullanılmaktadır.
Yapraklan meyvalarma oranla daha çok uçucu
yağ taşır. Uçucu yağın bileşimi orijinine göre
farklılık göstermekteyse de Akdeniz çevresindeki
ülkelerden toplanan örneklerden elde edilen uçucu
yağların bileşimine giren başlıca maddeler:
Mirtenol, limonen, mirtenil asetat, alfa terpinol,
alfa pinen, 1,8-sineol (ökaliptol), linalol'dür.
Yurdumuzdaki mersinden elde edilen uçucu yağın
bileşenleri ise başlıca limonen, alfa pinen, linalol
ve linalil asetat'dır. Ülkemizdeki mersin bitkileri
incelendiğinde güney sahillerimizden
toplanan örneklerin uçucu yağ veriminin daha
yüksek olduğu görülmüştür .
Mersin bitki sinin çeşitli ekstraktlarının bileşimini
saptamak amacıylayapılan çalışmalar göstermiştir
ki materyalin toplanma zamanı, orijini ve
ekstraktın çıkarılma metoduyla ekstraktın tipi bitkinin
içeriğini önemli derecede etkilemekte bazı
yerlerde vazgeçilmez bir bileşik olarak kabul edilen
maddeler diğer araştırmacılarca saptanamamaktadır
Bugüne dek gerçekleştirilen fitokimyasal çalışmalarda
mersin bitkisinin çeşitli kısımlarından
elde edilen bileşikler şunlardır:
1,8-sineol (ökaliptol), mirtenol, alfa pinen,
jeraniol, nerol, kamfen, beta pinen, mirsen, limonen,
gama terpinen, p-simen, terpinolen, linalol,
linalil asetat, kafur, bornil asetat, karyofilen, alfa
terpineol, alfa terpinil asetat, mirtenil asetat, neril
asetat, jeranil asetat ve metil öjenol uçucu yağda
bulunmaktadır8-12'13.
Pentasiklik triterpen asitleri (kloroform ekstresindeki);
oleanolik asit, krataegolik asit ve terminolikasit
Gövdesinin petrol eteri ekstresinde bulunan
bileşikler; hekzakosanoat, oktakosanol ve betasitositerol
Mısır'da yapılan bir çalışmada saptanan bileşikler;
(sadece farklı olanlar) terpin-4-ol formil
ester, timol format, 4-terpinol ve beta-elemen.
Flavonoid bileşikler; galaktozil 3-mirisetin,
ramnozil mirisetin, galaktozil 3-kuersetin, glukozil
3-kuersetin, patuletin, kamferol, kaffeik asit,
mirisetin-3-ramnoglikozid, mirisetin 3,3'-
digalaktozid, mirisetin 3'-glukozid, eskulin, eskuletin,
kuersetin-3-beta (6'-0-galloilgalaktozid),
gallik asit, ellajik asit, ellagitanninler, proantosiyanidinler
Antosiyanidinpigmentleri;delfinidin,petunidin,
malvidin, peonidin, siyanidin-3-monoglukozid
ve siyanidin-3,5-diglukozid (meyvalannda).
Tanenler en yüksek oranda yapraklarda bulunurlar;
yapraklarda %14-19 civarında olan tanen
miktarı köklerde %6.64,-6.8'e düşmektedir14'19.
Açilfloroglukinoller; mirtukommulon-A,B ,C
ve mirtukommulon-D 20.
Ayrıca alkanlar, reçine, çeşitli vitaminler
(A,B ve C vitaminleri), bol şeker ile malik ve sitrik
asit te saptanmıştır.
Devamı…

Blog Arşivi

Health TOPlistTop  blogsTop  blogsBlog Directory & Search engineTop HealthCare SitesTop  blogsHaberler Haberler SAĞLIK Health Blogs - Blog RankingsHealth Blogs - Blog Rankings